ABD’nin Venezuela’ya yönelik geniş kapsamlı askeri operasyonu başarıyla tamamladığını duyurması ve Nicolas Maduro ile eşinin ele geçirilerek ülke dışına çıkarılması, Washington’un küresel ölçekte ne denli kararlı ve etkili bir güç olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu hamle, yalnızca Venezuela özelinde bir gelişme değil; aynı zamanda ABD’nin “istediğimde doğrudan müdahale ederim” mesajını tüm dünyaya net biçimde verdiği bir güç gösterisi olarak okunuyor.
Uzun yıllardır ABD karşıtı söylemlerle ayakta duran, Rusya ve Çin’le yakın ilişkiler kuran bir yönetimin bu şekilde devre dışı bırakılması, ABD’nin Latin Amerika’daki tarihsel nüfuz alanını yeniden şekillendirme iradesini de gözler önüne seriyor. Diplomasi ve yaptırımların ötesine geçilerek askeri gücün devreye alınması, küresel sistemde caydırıcılığın hâlâ büyük ölçüde sert güç üzerinden kurulduğunu gösteriyor.
Bu gelişme aynı zamanda uluslararası hukuk, egemenlik ve müdahale tartışmalarını da yeniden alevlendirecek nitelikte. ABD’nin hedefini görece kolay biçimde gerçekleştirmesi, iç siyasi ve ekonomik sorunlarla boğuşan ülkelerin küresel güçler karşısında ne kadar kırılgan olabildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Sonuç olarak Venezuela operasyonu, ABD açısından net bir stratejik başarı ve güç demonstrasyonu olarak kayda geçerken; dünya açısından “kurallara dayalı düzen mi, güç dengelerine dayalı sistem mi?” sorusunu yeniden gündemin merkezine taşıyan kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.







